Türkülerle Erzurum

Anılarınız

ERZURUMDA BİR GÜN

ERZURUMDA BİR GÜN

Bugün çocukluğum geldi aklıma…Ne güzeldi o günler.Geride kalmış olsa da gurbette hatırlanması, belki de o günleri bir daha yaşama imkanımın olmayışı inanın içimi sızlattı.

Dedemin, Horasan’dan Erzurum’a gelmesi ,benim için bayramdı adeta. Sabah erkenden Mal Meydanına giderdik.Dedem orda alışverişini yapardı.Çok yoğun kalabalık olurdu.Tüccarlar ,canbazlar hızlı bir tempoda canlı hayvan alım satımı yapardı.Gaziantep’e gönderilmek üzere bir seferde 15.000 koyun satıldığı olurdu.(Şimdi bulun bulabilirseniz.)Oradaki işimizi bitirince Asri mezarlık bölgesinden aşağı iner,Tosya mahallesini geçerek Mahallebaşına ulaşırdık.En sevdiğim yer Mahallebaşıydı.Sıra sıra lokantalar, hazırlanmış müşterilerini beklerdi.Garsonların ayrı bir “buyrun” demesi vardı. Güven,Zafer,Birtat,Pasin,Hınıs,Horasan Lokantaları müşterilerini ağırlardı.O lokantaların paça,tavuk,ezogelin,mercimek,yayla çorbasının lezzetini bugün en iyi lokantada bulmak mümkün değil desem abartmış olmam. Koca bir dilim limonla gelen paça çorbamızı içtikten sonra yağ kapanına geçerdik.Yağ kapanında neler yoktu ki.Kapandan içeri girer girmez açık havaya rağmen burnuma keskin tereyağı,lor,peynir karışımı bir koku gelirdi.İştahım bir daha açılırdı.Neşet ustadan aldığım sigara kağıdı gibi ince ve bembeyaz lavaş ekmeğinin arasına koyduğum çivil peynirle tereyağını kahvede bir bardak çayla buluşturur,ikinci kahvaltımı yapardım. Yediklerimden sonra gelen susuzluğumu,Nene hatun çeşmesinden içtiğim buz gibi suyla giderirdim.
Dedem,hasır,sepet gibi ihtiyaçlarını Akpınar çeşmesinin karşısındaki esnaftan alırdı.Aldıkları hazırlanana kadar çeşmenin yanındaki kahvede çay içer, çeşmeyi izlerdik.Gürül gürül akan çeşmenin lüleleri,bakır tası hala gözümün önündedir.Suyu da hem soğuk hem lezzetliydi.Çaylarımızı içene kadar siparişler hazırlanmış olurdu.Ordan ayrılır Zabıta karakolunun yanında bulunan Sevil berberinde traş olurduk.Zeki Sevil amcanın traşı gerçekten çok özenliydi.Saçları arkadan güvercin göğsü gibi keserdi.Makine kullanmazdı. Traştan sonra Sirkecioğlu Hamamına giderdik.Mis gibi sabunlarla keselenir,göbek taşında dinlenir,çıkışta serin salonda havuzun karşısında su şırıltısını dinleyerek çaylarımızı yudumlardık.Hamamdan çıkınca Bat pazarından aşağı iner,karanlık kümbeti ziyaret eder fatihamızı okurduk. Tahtacılardan aşağı iner Taş mağazaları gezerdik.Dedem elbise için Hacı Cazim’in dükkanına girer alacaklarını alır, Habip Baba türbesini ziyaretten sonra Hacılar Hanına doğru yönelirdik. Hacılar Hanı büyük bir yerdi.Ordan tohum,lastik,tırpan gibi ihtiyaçlarını aldıktan sonra dostu Naim Hocaya uğrar ,ondan düğünlerde takacağı Reşat altınlarını satın alırdı.
Öğle yemeğini Birlik lokantasında yerdik.Önce çorbamızı içer,ardından nefis Erzurum döneri yerdik.Peşine enfes bir kadayıf tatlısıyla yemeğimizi sonlandırır dışarı çıkardık.Dedem aldıklarını toparlayıp minibüsüne binmek üzere bana veda ederken cebime de yüklü bir harçlık bırakırdı.Gün artık benimdi.Taşhan’a koşar Oltu taşı ürünleri seyreder,ordan ayrılıp Yakutiye Medresesine gider,bahçesinde dolaşır,kitap satan yaşıtlarımdan okunmuş kitap satın alırdım.Doğu sinemasının önü o zamanlar cıvıl cıvıldı.Hacıbaba lokantasına giren çıkan müşterileri izler,sinemaya gidip gitmeme tereddüdü içindeyken bir anda kendimi kovboy filmini izlerken bulurdum.(Bu sinema bana tat vermezdi ama gene de giderdim.Asıl eğlence Gürpınar Sinemasında özellikle Cüneyt Arkın’ın filmlerini izlerken olurdu.Filmde ezan okunurken herkes ayağa kalkardı.Battal Gazi veya benzeri bir filmde kale burçlarına bayrağımız dikildiğinde büyük bir heyecan fırtınası patlar,ardından Tosya,Kumludere,Gavurboğan,Çırçırlıların mahalle kavgaları olurdu.Neden bilmem ama herkes katılırdı bu kavgaya.)
Eve gitmek üzere caddeye çıkıp otobüs durağına yöneldiğimde ayaklarım beni Çifte Minarelere taşırdı.Önce Ulucami bütün heybetiyle duruyor karşımda,kısa bir ziyaretin ardından Çifte minarelere geçiyorum.Masmavi minare işlemeleri göz kamaştırıyor.İçeri giriyorum.Talebe hücrelerinden temrin sesleri yükseliyor.Cimcime Sultan dinliyor mu acaba ?Dışarı çıkıyorum. Minarelere tekrar bakıyorum. Minarelerden sarkan her biri 15 metre uzunluğundaki altın zincirler ne zaman yerlerine geri getirilecek diye düşünürken kendimi Emir şeyhte buluyorum Buranın özel bir köftesi vardı.Ekmek arası yaptırıp 3 kümbetlere yürüyorum.Kümbetleri izlerken Emir Saltuk’u düşünüyorum. Sonra Ebu İshak’ı hatırlıyorum.Onu ziyaret için geri döndüğümde yaşıtlarımla birlikte kaleye gidiyoruz.Burçlarda, surlarda düşmanla çatışma,kaleyi kurtarma operasyonlarının ardından bayağı yorgun düşüyorum.Dinlenirken tepsi minarenin tepesine nasıl çıkabileceğimizi tartışıyoruz.Arkadaşlarla iyi bir ekip oluşturduk.Eve biraz geç gitsem bir şey olmaz diyerek Tebrizkapı’ya yöneliyoruz.Dabakhane çeşmesinden sularımızı içiyoruz.(Bu çeşmeye taş merdivenlerle inilir.Suyunun böbrekler için çok yararlı olduğunu herkes bilir.)Dabağçılarda sergilenen kurt,ayı,tilki postlarını seyre dalıyoruz.Çok güzeller.Akşam olmak üzere eve dönme vaktini geçiriyorum.Otobüs durağına geçtim.Otobüsün hemen önünde bir minibüs geliyor.Muavin “fuara fuara” diye bağırıyor.Biniyorum minibüse doğru 23 Temmuz Doğu Fuarına…
Bütün şehir sanki fuara akmış.Havuz kenarları,ağaçlıklar,mağazalar standlar,gazinolar,gösteri çadırları,lunaparklar dopdolu.Mahalleden nerdeyse 20 arkadaşla karşılaşıyorum.Gecenin yarısına doğru fuardan ayrılıyoruz.Araba falan kalmamış.Mecburen yürüyoruz.Eve vardığımda hepinizin tahmin edeceği manzara…Merakla bekleyen anne baba,ama asla korku yok.Çünkü Erzurum’da o dönemlerde evde güvende olmak ne demekse sokakta,şehirde de aynıydı.Şimdi nasıl bilmem.O günlerin tadının damağımda kalmasını sağlayan büyüklerimin ölmüşlerine rahmet,kalanlarına sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

O GÜNLERİN HATIRASINA BEN;
Her tatilimi Erzurum’da geçiriyorum.(Bir kez deniz kıyısına gittim.3.gün dayanamayıp Erzurum’a döndüm.)Her bahaneyle Erzurum’a gidiyorum.
Çocuklarımın sünnet düğününü Erzurum’da Abdurrahman Gazi Türbesini ziyaretten sonra yaptım.
Cağ kebap için bile eti salamura olarak Erzurum’dan getirtirim.
Bütün kışlık zahiremi,temel ihtiyaç maddelerimi hep Erzurum’dan alırım.
KIŞLIK ZAHİRE DERKEN AŞAĞIDA YAZILI ŞİİRDEKİ KADAR ANLAŞILMASIN.

Güz Destanı (Mesarif Destanı

Mevsimi geldi efendi git pelit al, dal da al
Çam, kavak, sorhun, tezek, saçma dahi herhalde al

Tuz, çaşır, peynir, güzel yaprak bu günlerde gelir
Bir kuru tatlı erik, hurma ile yağ, bal da al

Sebze, kişmiş, bademiçi, fındıkiçi çok getir
Köme, pestil, bamyaya bak, her ne var bakkalda al

İki yüz batman kadar, un parası ver köylüye
Gendime, bulgur da gelsin, mercimek, şalgam da al

İşine elbette adem ihtiyat etmek gerek
Hasılı tut pendimi, kurbanlığı Şevval’da al

Et gelince zerzevat günden güne elbet gelir
İki yük ala pirinç alınca bir gırbal da al

Ademe bir şan imiş ahırda hayvan beslemek
Adımız var, şanımız var bari birkaç mal da al

Ot, saman, yonca ile arpa alınca dikkat et
Üç sepet, iki kürek, ahır yüzüne sal da al

At, katır, merkep, öküz lazımsa ihmal eyleme
Bir çekiç, bir kerpeten, çokça döğülmüş nal da al

İki top çilvari, üç top basma, on el havlusu
Üç tulum, beş top gezi, lahuri bir top şal da al

Vakıa bunlarsız olmaz bir çiçek gördüm bugün
Çarşıya git bir sual et, bul anı dellal da al

Bir kazan, iki soba, bir lamba, üç çay güğümü
İki-üç seccade, iki halı, üç mangal da al

Biz de inci var velakin az olunca ar olur
Şimdilik çok istemem bundan otuz miskal da al

Otuzaltı tane altun, top dahi lazım bize
İki altun kordela saat, kıza halhal da al

“Ya bize çarşaf’ dedi, “alası yok burda” dedim
Otuz altun Bağdad’a ba-posta et irsal da al

Küp, güveç, çömlek, çanak, fincan, tabak subardağı
Bir fıçı gaz, çokça boru, kapıya mandal da al

Pek ucuz bir makine gördüm piyango malıdır
Nerde ise oğlanı ardınca anın sal da al

Kakula, tarçın, biber, hem zencefil malumunuz
Çay, şeker daim alırsın bak da o emsalda al

Çok makama ile güllaç ve şurup, şehriyye hem
Her zaman lazım bize attardan tutkal da al

Evdeki, hariçteki hizmetçiler muhtaçtır
Her ne isterlerse sor da, onlara partal da al

Bunca eşyayı kim alsın, kuvvetim yoktur dedim
“Mollalar gelsin efendi, bir iki hammal da al”

Neyleyim bilmem ki cebimde yoktur bir beyaz
Bu hayal mekkaresi ikdam eder ki al da al

Elde para yok ise eşyaları ahzetmeğe
Eyleyip dainleri temin biraz imhal da al

Parasız ancak bu alemde günah almak olur
Para yoktur söylesem havf eylerim der: çal da al

Kim güvensin bu cihanda bir tıfıl oğlum da yok
Dedi: Sıdk ile Huda’dan isteyip etf’al da al

Bu kadar masraf ne kar ile olur sordum dedi:
“Doktor ol, ya avukat, ya dağda ol kattal da al”

Dedim ikbalim olaydı gelmez idim aleme
Dedi: “Ömründe yalan söz söyleme, ikbal de al”

Ah! dedim halim yaman; dedi ki: “tut rah-ı rıza”
Lutf-ı Hak’la himmet-i peygamberi hoş-hal da al

Kesb-i rahat etmeğe alemde yol yok mu? dedim
Dedi: “Terk-i rahat-ı dünyada kıl ikmal da al”

Bildiği halde gönül o rahatı almaz dedim
“Hakk’a yalvar” dedi, Hakk kılsm anı meyyal da al

Ey civan ergenliğin bil kadrini, rahat yaşa
Ben de bir iş isterim derse bu bahre dal da al

Bulmak istersen eğer RÜŞDİ meta-ı izzeti
Kendini gene-i kanaat içre kıl, idhal da al

Lutfuna mazhar buyur ya Rab Ketencizadeyi
Cürmünü meccanen afv et koyma bu işgalda al

Ketencizade Mehmet Rüştü Efendi (1834-1916)

marmaraerzurumlular

5 Ekim 2014

Yorum Yok

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Doğrulaması *